Her canlı bilse de bilmese de dünyaya bir amaç için gönderilir. Burada var olma amacımız yemek, içmek, çalışmak ya da üremekten çok daha fazladır.
Allah’a kulluk etmek kadar, üretmek, öğrenmek, gelişmek ve geliştirmek, aldığımız nefes gibi dünyada işgal ettiğimiz yerin de hakkını vermek durumundayız. Bizleri ayakta tutan şey hayallerimiz ve hedeflerimizdir. Birinin elinden hayallerini aldığınızda o kişi için yaşamın bir anlamı kalmaz. Sabah yataktan çıkmasını gerektirecek bir durumun olmadığını düşünür. Yarın diye bir kavramın anlamsız geldiği kişi, sadece kendisini değil; çevresini de olumsuz etkiler. Bu tarz kişiler; ne yazık ki, hayat gayelerini yitirdiği için negatif bir sarmala girer ve uzun süre çıkamazlar. Ne söyleseniz fayda etmeyeceği gibi, sizde var olan yaşam enerjisinin de yok olmasına neden olurlar. Bazı insanlar acı ile bazıları ise mutluluk ile motive olur. Bazı insanlar yokluk, bazıları ise varlıkla motive olur. Bazıları hastalıkla motive olurken, bazıları sağlıkla motive olur. Birini motive eden sebep bir diğeri için demotive olma sebebidir. Her olay ve durum farklı kişilere göre farklılıklar gösterir. Bizleri mutlu edip hayatı sevmemizi sağlayacak şey, yaşam amacımızı bilmektir. Yaşam amacını bilen ve bunu gerçekleştirmek için elinden geleni yapan kişi, her zaman pozitif bir enerji içinde olacaktır. Güne enerjik başlayıp gününün büyük kısmını daha güzel şeyleri üretebilmek için harcayacaktır. “Enerjim yok, sürekli yorgunluk yaşıyorum” diyen kişilere baktığımızda, onları hayatta heyecanlandıran bir şeyin olmadığını görüyoruz. Pozitif heyecan, beraberinde mutlu olmayı getirir. Mutluluk ise, enerjik ve sağlıklı bir ruh halini sağlar. Ruhu güzel olan güzel bakar, güzel bakan güzel görür. Güzel gören ise hayattan keyif alır. Hayattan keyif alansa enerjik ve mutlu olur. Ben, yaşam amacı için kısaca “Seni yataktan çıkaran, gece uyutmayan şeydir!” diyorum.
Eğer böyle bir durum yoksa yavaş yavaş yok olmaya başlarsın. Hayatı mecburiyetler ile yaşamak kadar zor ve sıkıcı bir şey olamaz.
İki başlık altında hayatı inceleyelim:
1- Okumak zorunda olmak. Çalışmak zorunda olmak. Kazanmak ve kazandığını belli giderleri karşılama adına harcamak zorunda olmak. Evlenmek zorunda olmak. Ev, araba, yazlık alma zorunda olmak. Kariyer yapma zorunda olmak. Daha onlarca zorunluluk ve bunları gerçek kılmak zorunda olmak.
2- Bir de şöyle bakalım; sevdiğin okulu okumak. Sevdiğin işi yapmak. Sevdiğin kişi ile yuva kurmak. Hayallerini süsleyen evi ya da arabayı almak. Sevdiğin hobilerini gerçekleştirecek imkânlara sahip olmak. Anlamlı bir hayatı anlamlı yapacak bir yaşam amacı uğruna yaşamak. Sizce hangi seçenek hayatı daha yaşanası kılar? Hangi seçeneğe sahip olursanız hayatınız çok daha anlamlı ve güzel olur? Hangisi sizi sabah yataktan daha mutlu ve istekli çıkarır? Elbette ikinci seçenek tercih sebebi olacaktır. Ancak ikinci seçeneği yaşayabilmek, sanıldığı kadar kolay değildir. Kendinizi gerçek manada tanımayı başarmalı, neleri istediğinizi ve bunları gerçek kılacak ne kadar gücünüz ve enerjiniz olduğunu bilmelisiniz. İstemek ile elde edebilmek aynı değildir. Çok kişi çok şeyi ister ama içlerinden azı sahip olur. Eğer istediğiniz şeyi elde etmek istiyorsanız, istediğiniz şeyin yaşam amacınıza hizmet etmesi gerekir. Elbette belirlemediğiniz bir yaşam amacına hiçbir şey hizmet edemez.




