1.HAFTA
PAZARTESİ: Sanırım şeker detokslarına karşı alerjim var. Şaka yapmıyorum, tatlı gıdaları hayatımdan çıkarmaya karar verdiğim gün öyle ciddi bir kusma virüsüyle sarsıldım ki dört buçuk gün boyunca yataktan çıkamadım ve az miktarda elektrolit çorbası dışında hiçbir şey yiyemedim (evet, böyle bir çorba var ve umarım bu çorbaya asla ihtiyacınız olmaz). Bu zorlu göreve gerçekten başlayabildiğim zaman çantada keklik olacağını düşündüm, zira zaten bir haftadır hayatta en çok arzuladığım şey olan yeme alışkanlığından uzak kalmıştım. Fakat sonradan anladım ki bu çok yanlış bir fikirdi. Yulaftan oluşan kahvaltı ve vegan çorbayla geçiştirdiğim öğle yemeği lezzetli olsa da saat öğleden sonra 3’ü gösterdiğinde en sevdiğim kafeye gidip tarçınlı ve elmalı muffin almamak için kendimi zor tuttum. Hiç enerjim yokmuş ve canlanmak için gerçekten bir şeye ihtiyacım varmış gibi hissediyordum. Ancak dayandım ve atıştırmalıklarımı bir elma ve bir muzla sınırlı tuttum.
SALI: İkinci gün ilkinden daha kolay geçti. Virüsü atlatmıştım ve iyi hissediyordum. İradem tazelendi ve kendimi bu “şekersiz” göreve yeniden adadım. Ne zaman açlık hissetsem kuruyemiş ve meyve atıştırdım. Şeker arzusunu bastırmak için limonlu çay içtim. İşte oldukça yoğun olmam ise, bir nimet haline geldi. Çünkü bence zihin başka şeylerle meşgul olduğunda, kruvasanı, çikolatayı, dünya üzerinde var olan tüm o güzel şeyleri düşünme şansı olmuyor. Kendimi somon ve sebzelerden oluşan protein zengini lezzetli bir akşam yemeği ile ödüllendirdim ki, böylece uykudan önce şekerli şeylerin hayalini kurmayacaktım. Sonucu tahmin ediyor musunuz? İşe yaradı.
ÇARŞAMBA: Kahveye karşı da büyük bir bağımlılığım var. Bu yüzden bir-iki gün, bir fincan kahve içmesem baş ağrılarım tutar. Görünen o ki şeker tüketmediğimde de aynı baş ağrılarını çekiyorum. Bu yüzden çarşamba günü oldukça berbat geçti. Nedensiz bir şekilde halsiz ve asabi hissettim. Tüm gün kafamın ön kısmında keskin bir ağrıyla geçti. Bedenimin siyah çikolatayı bu denli özleyeceğini tahmin etmemiştim ve dürüst olmak gerekirse bu beni gerçekten çileden çıkardı. Bir maddenin kölesi olma fikrinden hiç hoşlanmam. Dolayısıyla hissettiğim bu berbat duygu bir şekilde devam etme konusunda kararlılığımı artırdı. Bu farkındalığa rağmen yine de eve gittim ve kurabiye kavanozunu kırmamak için neredeyse fiziksel bir engele ihtiyaç duyduğumu fark ettim. Bu hisse teslim olmak yerine akşam yemeğinden sonra bir muz yedim ve kurtarıcım olan bir Türk kahvesi içtim.
CUMA: Kendimi işle meşgul etme ve önceden planlanmış öğünlerle günü geçirme arasında gidip gelen zaman içinde, haftanın geri kalanı çok zor
geçmedi. Birkaç kez daha baş ağrısı çektim ve öğle yemeğinden sonra enerji seviyem hep düşüyormuş gibi oldu. Fakat öğle yemeklerime biraz daha fazla protein ekledikten sonra (poşe yumurta ve çavdar ekmeği üzerine avokado sos) bu sorun ortadan kalktı. Cuma, gün içinde ortaya çıkan yemek arzusu açısından görece sakin geçse de akşam yemeği için arkadaşlarımla buluştuğumda sıkıntı yaşadım. Bir salata sipariş ettim, ancak arkadaşlarım bir tatlıyı paylaşmak istediklerinde reddetmek zorunda kaldım. Ne yaptığımı anlıyor olsalar da yemeğe devam ettiler ve ben içten içe yavaşça can verirken gözümün önünde çikolatalı waffle’larını mideye indirdiler.
PAZAR: Anlaşılan o ki zihnim tatminimden daha güçlü. Öyle ki Gigi Hadid’in Instagram hesabında gezinmek, bir daha asla şekere ihtiyaç duymayacağım konusunda kendimi ikna etmenin en iyi yolu oldu. Biraz da motivasyonla zorlu görevin ikinci haftası için öğünlerimi hazırladım (yavaş pişirilmiş acılı sebze, somon ve sebze çorbası) ve şekersiz atıştırmalıkları ön plana çıkarma konusunda heyecanlı hissettim. Önerim ne mi? Börülceli browni. İçinde az bir miktar hurma olsa da ben tarifteki balı bir muzla değiştirdim. Normali kadar tatlı olmadı ama yerini tuttuğundan eminim.
2.HAFTA
PAZARTESİ: Bugün tuhaf bir şey oldu. Havuç diliminden bir ısırık aldığımda tatlı geldi. Biliyorum, inanması zor. Görünüşe göre şeker kullanmadan geçirdiğim yedi günün ardından tat alma duyum değişmişti. Tamamen değişmesinin bundan daha uzun süreceğinin farkındayım, fakat yine de bu bir başlangıçtı. Böylece zorlu görevin ikinci haftası oldukça iyi başladı. Baş ağrılarımın tümü ortadan kalktı, çok daha enerjik hissediyordum ve artık eve dönüş yolunu yedi bar çikolatayı düşleyerek kat etmiyordum.
ÇARŞAMBA: Zorlu görev boyunca şeker arzumla oldukça iyi bir şekilde baş ederken beni şekerli şeylerle baştan çıkarmaya çalışan insanlarla karşılaşmadım. Bugünse farklı bir şey oldu ve sevdiğim iş arkadaşlarımdan biri lezzetli kurabiyelerini gözüme soktu. Tamam, tam olarak böyle yapmamış olabilir ama onları görüş alanıma sokunca tüm günü kurabiyeleri arzulayarak geçirdim. Güncelleme: Havuç dilimleri artık tatlı gelmiyor ama aniden ortaya çıkan şeker krizleri giderek azalıyor.
CUMA: Şimdiye kadar geçen sürenin çoğunda kendimi taze, ev yapımı yemeklerle sınırlandırdığım için etiketleri okuma konusunda çok fazla endişem olmadı. Fakat bu gece biraz tembellik yapıp akşam yemeği için hazır taco paketlerinden birini kullanmaya karar verdim. Bilgi uyarısı: Satın almadım. Neden? Çünkü bir nedenden ötürü içinde çok fazla şeker vardı. Hafta sonuna atıştırmalık almak için sağlıklı gıda reyonunda vakit geçirirken de oldukça şaşırtıcı olan aynı şeyle karşılaştım. Çiğ meyve dilimleri, doğal patlamış mısırlar ve şeker eklenmemiş müsli çubuklarının çoğunda, porsiyon başı 5 gr’dan fazla şeker vardı. Bu yüzden alışverişten vazgeçtim, eve gittim ve kendi marul yatağında vejetaryen taco’mu yapıp kendimi pazar gününden kalma börülceli browni ile ödüllendirdim.
PAZAR: Zorlu görevi sonlandırmak için beklenen şeyi yaptım: Bir paket çikolata alıp hepsini yedim. Şaka yapıyorum, hepsini bitiremedim. Birkaç küçük parça bana yetti. Fazlasıyla şekerli geldi ve gerçekleştirdiğim sıkı çalışmanın tümünü heba etmek istemedim. İki haftada çok şey öğrendim (mesela neredeyse her şeyin şeker içerdiğini ve şekeri tahminimden daha fazla arzuladığımı) am fark ettiğim en önemli şey, şeker arzumu bastırmak için tıka basa şeker yemek gerekmediğiydi. Ana öğünlerde lif ve protein dengesini sağlarsam günün büyük çoğunluğunda tok hissederim ve eğer şeker krizim tutarsa, krizi meyve veya bir fincan çayla bastırabilirim. Çikolata beni mutlu ettiğinden ve görev sona erdiğine göre çikolata yemeye devam edeceğim ama aşırıya kaçmadan… Zira mutlu hissetmek için aslında şekere ihtiyacım yok. Bunu kendi kendime de yapabilirim.




