Türkiye’nin en özel ve güçlü sporcularından biri o… Milli gururumuz, Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nın efsane ismi Işıl Alben ilk defa hakkında merak edilenleri yanıtladı.
Çok çalıştı, istedi ve kendine her zaman güvendi. Güçlü duruşunun ardındaki Işıl Alben’i çekimde ve röportajda daha yakından tanıdık. Güçlü duruşunun yanında kendiyle dalga geçebilen, öz güvenli ve samimi tavrını da çok sevdik. Spor yaşantısından özel hayatına kadar birçok sorumuzu istisnasız yanıtladı.
Yüzlerce kez milli forma giydiniz ve bizi gururlandırdınız. Hem sempatik haliniz hem de muhteşem performansınızla gönülleri fethettiniz. Bu basamakları nasıl tırmandınız, zorluklar yaşadınız mı?
Basketbol hayatıma girdiğinden beri milli maçları her zaman çok büyük bir tutkuyla takip ediyordum ve kendimi milli takımda hayal ettiğim zaman çok heyecanlanıyordum. Altyapıda oynarken küçük ve yıldız seviyelerinde milli takıma hiç seçilememiştim. Lise yıllarında kulüp takımı ve okul takımımız hemen hemen aynı oyunculardan oluşuyordu. Bazı zamanlar tüm takım arkadaşlarım milli takım kamplarına giderken ben seçilmediğim için kamp yerine okula gidiyordum. Düşünün, bir basketbol takımı var ve benim dışımda herkes milli oluyor. Ben de tabİi okula gitmeye devam ediyordum ve sınıf arkadaşlarım benimle ciddi dalga geçiyorlardı. Bu zamanlarda kendim antrenman yapmaya devam ediyor ve her seçilemeyişim de daha çok çalışıyordum. Seneler sonra bunları düşününce gülümsüyorum ama o zamanlar bende yarattığı travma ciddi boyuttaydı. Hatta şuanda hala görüştüğümüz lise yıllarından bir arkadaşım “Bak gördün mü benim sayemde milli oldun iyi ki dalga geçmişim” diyor. Basketbola olan sevgi ve isteğim milli takım hedefiyle birleşince antrenmanlara olan motivasyonum daha da arttı. Sonunda birilerinin dikkatini çekmeyi başardım. Milli formaya ilk defa 17 yaşımda genç milli takımla kavuştum. O günden beri katıldığım her kategoride ve her organizasyonda çok büyük gurur, onur ve heyecanla taşıyorum. Bugün dönüp ardıma baktığımda yaşadığım onca fiziksel ve mental zorluğu aşmak için verdiğim tüm çabanın her şeye değdiğini görüyorum. Belki de yolun başındayken kurduğum hayallerin çok daha ötesinde bir yerdeyim. Sahaya çıkmadan önce sıraya girdiğimizde takımıma dönüp bakıyorum. O zamanlar sırasının sonlarında duran Işıl geliyor aklıma, kocaman bir şükür edip her zaman olduğu gibi ay yıldız için terimin son damlasına kadar ilk günkü heyecanla maçları oynayıp elimden geleni yapıyorum.
Çocukken ne olmak istiyordunuz?
Sporu çok seviyordum, hem oynamayı hem de izlemeyi… Evde sokakta okulda bulduğum her fırsatta futbol ya da basketbol oynuyordum. Ancak açık konuşmak gerekirse o yaşlarda profesyonel sporcu olmak istiyordum diyemem. Hiç aklımda öyle bir şey yoktu. Derslerinde başarılı bir çocuktum. Tüm ders notlarım her zaman iyi oldu ama gelecekle ilgili akademik bir kariyer ya da mesleki bir idealim yoktu veya şöyle de düşünebiliriz: Henüz bunlar şekillenmeye başlamadan çok küçük yaşlarda hep sporla uğraştığım için bir plan yapma fırsatım olamadı sanırım. Şu anda düşününce sporun içinde olmasam ne olmak isterdim sorusunun cevabı ben de hala yok. Çünkü kendimi en mutlu ve en rahat hissettiğim yer basketbol sahası. Mükemmel bir oyun kurucususunuz, bunu herkes biliyor.
Peki kendi hayatınızı nasıl yönetiyorsunuz?
Öncelikle bu güzel yorum için çok teşekkür ederim. Oyunu okumak, planlamak, kurgulamak çok keyifli. Ancak kendi hayatımda bunu uygulamakta kendimi çok başarılı görmüyorum. Çok çok yoğun bir maç, antrenman ve kamp programımız oluyor. Devamlı yolculuklar, kamplar, maçlar var. Neredeyse tüm zamanım kulübüm, basketbol federasyonu ve FIBA (Uluslararası Basketbol Birliği) tarafından planlanıyor. Neredeyse 10 aylık ana hatları çok belli hazır bir takvimim var. Fakat günlük hayatıma çoğu zaman yetişemediğimi hissediyorum. Ailem, Foxy, Yoda (köpeklerim), evimin organizasyonları, bireysel antrenman ve terapilerim ile IA Basketbol Akademi programlamaları konusunda hassasım. Bunlarla ilgili bir şey yapmam gerektiğinde onu hemen yapmak istiyorum ama her zaman yapamıyorum. Bir de fazla sabırsız bir yapım var. Yapılacaklar listemin eksilmeyip artması, devamlı ertelediğim konular olması beni rahatsız ediyor.
Boyunuzdaki açığı zekanızla tamamlayarak bir çok başarıya imzanızı attınız. Bunu nasıl başardınız?
Altyapıda bir üst yaş grubuna geçmemiz gerektiğinde ben her defasında elenme korkusu yaşıyordum. Çünkü boyum yaşıtlarıma göre çok geç uzadı (bu uzamış hali). Bu açığı kapatmak için basketbol sahasında çok fazla vakit geçirdim. Okulum ve spor salonu yan yanaydı, okulun öncesi sonrası ve öğlen yemek arasında hızlıca yemek yiyip antrenman yapmak için hemen salona gidiyordum. Basketbolda üst düzey sporcu olmak için çok yönlü olmak gerekiyor. Bunun o yaşlarda farkındaydım sanırım. Sadece skorer olarak ya da sadece iyi savunmacı olmakla fark yaratamayacağımı biliyordum. Genç Milli Takımla Avrupa Şampiyonası maçlarında 36-38 gibi yüksek skorlara ulaştığım oldu. 38 benim kariyer sayım ama zaman içinde sadece atmak değil attırmanında çok değerli ve keyifli olduğunu gördüm. Aklımı daha çok oyunun içinde kullanmayı, antrenörün dediklerini hep hatasız yapmayı denedim. Bu daha fazla oyunun içinde olmak, fokuslanmak demekti. Böylelikle kendimi mental bir disiplin altına aldım. O yaşlarda fiziksel olarak zayıf ama hızlıydım. Zaman içinde uzun süre sahada istikrarlı şekilde kalmak için savunma yapmanın ama bunun içinde kuvvetli olmam gerektiğini anladım. Bunu anlayıp önlemini alamadan art arda iki büyük sakatlık geçirdim. Sakatlık öncesini ve sonrasını kıyaslarsak antrenman bilgisi, uygulaması, beslenme alışkanlıklarım ve yaşam şeklim birbirinden büyük farklılık gösteriyor. Daha bilinçli yapılan bireysel antrenman programlarıyla vücudumu olabilecek en dengeli kuvvet yapısına sahip hale getirmeye çalışıyorum. Basketbol oyunu içinde yaptığımız tüm hareketler; ileri koşmak, bir anda durmak, slalomlar, slaytlar, sıçramalar gibi tüm aksiyonlar kaslarınızın birbirleriyle ve kendi içinde dengeli bir kuvvet yapısına sahip olmasıyla en sağlıklı şekilde uygulanıyor. Kendi pozisyonumda oynayan bir kaç tane idolüm oldu. Her birinin farklı özelliklerini benimsedim. Özetle, çok basketbol antrenmanı yaptım, ciddi şekilde kuvvet çalıştım, çok iyi beslendim, çok iyi uyudum, bireysel çalışmalarımı hiç aksatmadım, çok maç seyrettim ve mental destek aldım. Şimdiyse sahada kimsenin boyu beni korkutmuyor. Bir şekilde durumu kendi avantajıma çevirme yolunu buluyorum.
Galatasaray’dan başka bir yerde oynamayı düşünmediniz mi? Size doğuştan Galatasaraylı diyebilir miyiz?
Ben Galatasaray’a altyapı yaşımı doldurduktan sonra yani A Takım oyuncusu olarak 2007-2008 sezonunda 21 yaşındayken geldim. Galatasaray beni isteyene kadar elbette farklı takımlarda oynadım. Altyapım İstanbul Üniversitesi ve sonrasında Botaşspor’a transfer oldum. Bir sezon orada oynadım. Türkiye’de diğer takımlardan teklifler geliyordu ama benim gönlümde hep Galatasaray vardı. Botaş’ta iyi bir sezon geçirmiştim ve Galatasaray beni alsın diye dua ediyordum. Tam umudumu yitirmiş ve artık İspanya’ya transfer olmak üzere sözleşmeyi imzalama aşamasındayken telefonum çaldı. Galatasaray Kadın Basketbol Takımı Şube Direktörü Mihriban Oğuz aradı; “Seni takımımızda görmek istiyoruz ne dersin” diye sorduğunda o anda benim için İspanya serüveni başlamadan bitmiş oldu. Böylece Ali Samiyen Stadyumu’nda Galatasaray aşkıyla büyümüş bir çocuk olarak hayalimi gerçekleştirmiş oldum. Bu sezon sarı – kırmızı formayla 10 sezonu bitirdim. Aynı forma numaram gibi, şimdiyse 11’inci sene içinde sarı kırmızı formamı giymenin gurur ve mutluluğunu yaşıyorum.
Maçlara çıkmadan önce totem yapıyor musunuz? Olmazsa olmazlarınız neler?
Daha gençken birçok totemim vardı. Gerçekten bazen ne zaman ne yapacaktım diye benim bile kafam karışıyordu. Ancak yaşadıkça şunu gördüm; işin sırrı totem de değil. Ne kadar çalışır, başarılı olmayı ne kadar hak ediyorsanız o kadar başarılı oluyorsunuz. Yoksa istediğiniz kadar totem yapın bir işe yaramıyor. Siz çalışacaksınız. Şuanda totem olarak değil, daha çok alışkanlıktan yaptığım şeyler var. Ama onları yapamadığım da etkilenmiyorum ya da kafama takmıyorum. Ben çok çalışıp, kendimi iyi hissettirecek alışkanlıklarımı yapıyorum ve dua okuyorum, hayırlıysa olsun diyorum.
Kaç yaşına kadar daha oynamayı planlıyorsunuz?
Şuanda 32 yaşımdayım ve fiziksel olarak herhangi bir rahatsızlığım yok. Yaşamış olduğum ciddi sakatlıkların sonunda kendime daha iyi bakmayı öğrendim. Uykuma, yemeğime, bireysel antrenmanıma ve tedavime çok dikkat ediyorum. Gece hayatım hiç yok diyebilirim. Çok sakin bir hayat yaşıyorum ve kendimi iyi hissettiğim sürece sahada olmak istiyorum. Çünkü basketbolu çok seviyorum.
Taraftarlarınıza ve WF kadınlarına söylemek istedikleriniz? Sağlıklı nesiller yetişmesi için spor yapmak ve doğru beslenmek çok önemli. Bizler bunları yapıp çocuklarımıza da temelden bu alışkanlıkları aşılayarak onlara konforlu bir hayatın anahtarını vermiş oluruz. Spor yapmak sadece profesyonel seviyeye yükselmek olarak düşünülmemeli. Spor yapma alışkanlığını sağlıklı olmaları için çocuklarımıza kazandırmalıyız. Biz de yetişkinler olarak örnek olmalıyız. Ayrıca iyi bir spor izleyicisi ya da taraftarı olmak da çok önemli. Keyifli bir tenis maçı, heyecanlı basketbol ve futbol maçlarını fair play anlayışıyla seyretmek hayatlarımıza keyif katacaktır. Unutmayalım en nihayetinde spor yapıyoruz, kazananı da kaybedeni de alkışlamalıyız.




