Vücut detoksu

Vücudun detoks kapasitesini artırmak için neler yapabiliriz?

Bağırsak detoksunu arttırmak için…
Lifler: Toksin atılım organlarının başında bağırsaklar geldiğine göre, lifler, bağırsak çalışmasında gerekir. Lifler, su tutarak bağırsağın peristaltik hareketler dediğimiz atılım hareketlerini arttırır ve kabızlığa engel olurlar. Kabızlık yoksa life gerek yok gibi bir anlam çıkarılmasın, lifler gereklidir. Lifleri en kolay alma yolu, bitkisel beslenmedir. Karaciğerin, bir toksin ayrıştırma yeri olduğunu hatırlayalım. Karaciğerin ayrıştığı toksinler, genel olarak yağda eriyen toksinlerdir ve safra ile bağırsağa dökülürler. Bağırsakta toksinleri emecek ve bağırsak hareketini arttıracak lifler yoksa, yavaşlama yüzünden toksinler geri emilir. Tekrar karaciğere gider ve tekrar detoksifiye edilmeye çalışılır. Lifli beslenmeniz yetersizse hazır lif içeren preparatlardan kahvaltıyla 1 adet tüketin.
Prebiyotikler: Bağırsakların toksin atmasını desteklemek için prebiyotikler de gereklidir. Modern beslenme modelinde tek bir doğal prebiyotik kaynağı olarak ev yapımı yoğurt veya kefir sayılabilir. Her gün kefir tüketmek ve antibiyotik kullanılan dönemde destek olarak prebiyotik almak gerekir. Güçlü bağışıklık söz konusu olduğunda, ilk korumamız gereken bağırsaklarımızdır. Çünkü bağışıklığın yüzde 80 oranında olduğunu biliyoruz. Prebiyotikler olmadan bağırsak sağlını koruyamayız. Hayvansal gıda yedikçe iyi prebiyotiklerin yerine fırsatçılar çoğalır. Dolayısıyla prebiyotiklerin yerine konulması gerekir. Çünkü tamamen bitkisel beslenmeyi beceremiyoruz. Çiğ sarımsak tüketmek, bağırsaktaki zararlı bakterileri azaltma da yararlı olabilir.
Glutamin: Bağırsaklarımızın hücreleri çok sık yenilenir. Bu yenilenmede, glutamin amio asidi yardımcıdır. Spastik kolon hastalığında, antibiyotik ya da ağrı kesici kullanılan durumlarda ve gıda duyarlılığı olan kişilerde, bu yenilenmede glutamin ihtiyacı daha fazladır. Glutamin; lahanagiller, ıspanak, peyniraltı suyu ve balıkta bulunur.

Karaciğer detoksunu artırmak için…
Karaciğer, vücudun kimyasal beynidir. Her türlü maddenin detoksifiye edildiği, yaralı kısımlarının alınıp zararlı kısımlarının atıldığı geri dönüşüm fabrikalarıdır. Karaciğer, atılacak toksinleri bir tür paketleme işlemiyle vücuttan atılabilir hale getirir. Glutatyon maddesi, karaciğerdeki en önemli detoks maddesidir. Soğan ve sarımsak tüketmek, glutatyonun yapımını arttırır. İyi yağ olan zeytinyağını tüketmenin bir başka faydası, safradan gelen karaciğere ait toksinlerin atılmasına yardımcı olmasıdır. Safra, bağırsaktaki yağlara cevaben açılır ve bağırsağı boşaltır. Karaciğer detoksunun arttırılması ve safraya daha çok toksin atmak için brokoli, karnabahar, brüksel lahanası grubunun önemini de tekrar hatırlatalım. Elbette ki çay, kahve ya da alkol kullanımı da azaltmak, safra ve karaciğer sağlığı için önemlidir. Fazla hayvansal protein tüketmek de, karaciğeri yorar. Akşam yemeğini geç saatte karbonhidrat içerikli yemek, karaciğeri yağlandırır. Karaciğer sağlığı için Omega-3 türevi yağlar günlük olarak tüketilmelidir.

Böbrek detoksunu arttırmak için…
Böbrek, hem karaciğerden gelenleri hem de vücutta suda eriyen toksinleri idrarla atar. Böbreğin toksin atışını kolaylaştırmanın en kolay yolu tabii ki yeterli su içmektir. Yeterince alkali olmak için su içmek durumundayız. Günlük su miktarında, kimse yeterince alkali olacak kadar su içmiyor. Bu su içme zorluğunu bertaraf etmek için ise, suyun miktarını arttıramıyorsak, suyun alkali değerini artırmak zorundayız. Suyun PH derecesi alkali ise, yani ne kadar 7’nin üstünde ise, o kadar çok asidi vücut içinde tamponlar. Sadece bir birim daha fazla alkali olan su, o bir birim ile 10 kat fazla asit temizleme gücü kazanır. Su içmenin amacı zaten bu asitleri atmak içindir. Böbrekle, karaciğerle, bağırsakla, akciğerle ve deriyle atılamayan asitlerin vücut içinde proton olarak biriktiğini öğrendik. Bu protonları, nötralize edip atmaya çalışırken de, bütün atılım sistemlerimize yardım etmeliyiz. Özellikle bel çevresinde proton dolu yağları yakabilmek için bolca alkali su içmek de şarttır. Bu yağların eriyebilmesi ve eridiğinde ortaya çıkan protonların nötralize edilebilmesi için alkali suyla gelen elektronlara ihtiyaç vardır. Yağlar alkali ortamda erir.
Alkali su: Vücudumuzun yüzde 70’inin sudan oluştuğu, susuz sadece üç gün yaşayabileceğimizi biliyoruz. Su içmek, en sık tekrarlanan sağlık uyarısıdır. Her gün en az 2-3 litre su içmeliyiz. Bunlar yeni bilgiler değildir. Yeni olan her suyun aynı olmadığıdır. Bazı tür sular diğerlerinden daha sağlıklıdır. Suda sağlığa faydayı anlatan özellik, onun pH’ı ile belirlenir. pH, sudaki H+ hidrojen protonunu ölçer. Suda H+ ne kadar azsa, su o kadar kıymetlidir. Protonları istemiyoruz. Çünkü onlar asittir. pH kavramı bu asitlilik değerini ölçer. 0 ve 14 arası değerlendirilir. 7 değeri tam orta noktadır.

H+ ve OH- zaten H2O olan suyun çözünmüş iyonlarıdır.
OH- iyonunun, eksi yüklü elektron taşıdığını görüyoruz. İşte bu elektron sebebiyle su alkali olur. Her elektron içeren madde gibi vücudu alkali yapar. Elektronlar aynı zamanda antioksidanlar olduğuna göre, alkali su antioksidandır. Tüm antioksidanlar gibi serbest radikalleri nötralize eder. Alkali su C vitamininden farksızdır Suyun içerisindeki OH- miktarı arttıkça alkali değeri ve antioksidan değeri artar. Örneğin pH 8,5 olan bir bardak alkali suda, 8.5 üssü çarpı 21 tane OH- iyonu, yani o kadar fazla elektron vardır. Bir bardak alkali suyla tonla antioksidan elektron alırız. Alkali suda OH- ile gelen sadece elektron değildir. Oksijen de gelir. OH- fazla oldukça, su içindeki ‘O’ ile gösterilen oksijen de fazla olur. Kanın pH’ının en alt sınır değeri pH 7,35 olduğu hali, 7.45 olduğu halinden yüzde 41 daha az oksijen taşıyabiliyor. Kanın alkali değerinde birazcık azalma bile, onun oksijen taşıma kapasitesini azaltıyor. Oysa oksijen hayattır. Kanda olduğu gibi suyun da alkali değeri arttıkça, oksijen taşıma kapasitesi artıyor. Oksijenin olduğu yerde, ne bakteriler olur ne de kanser hücreleri… Yeterince oksijen olmazsa, yağlar da erimez. Yağ yakmak için vücut çok fazla oksijene ihtiyaç duyar. Az su içmek, çok yaygın ve çok ciddi bir sorundur. İyi su kaynaklarına ulaşmak da yakın geleceğin sorunu olacaktır. Şu anda gönüllü susuz kalıyoruz ve bunu yeterince ciddiye almıyoruz. Ancak tüm bu proton yükünü gidermekte en kolay çözüm yolumuz, alkali sudur.

Lenfler ile atılım
Lenf sistemimizin varlığının sebebi, zaten toksin atmaktır. Ancak lenfler yardımcıya ihtiyaç duyar. Lenf direnaj mesajı yaptırmak ve bol alkali su içmek, lenflerden toksin atılımına yardımcıdır. Genelde hareketsiz olduğumuz ve masa başında oturduğumuz için lenflerimizin dolaşımı yavaştır. Kuru fırçalama: Vücudu kuru bir fırça ile kalbin yönüne doğru fırçalamak, yine lenf dolaşımını arttırır. Kuru fırçalama cilt güzelliği içinde faydalıdır. İnfrared saunalar: Ülkemizde az olmakla beraber infrared saunalar, lenflerden toksin atılmasına yardımcı yöntemlerdir. İnfrared, ışığın bir dalga boyudur. Derin doku ısınması yapar. Kasları rahatlatır, kas gerginliğine, spor yaralanmalarına, fibromyaljiye iyi gelir. Fizik tedavide infrared ışığı tedavi amaçlı çok kullanılır, infrared saunalar normal saunalardan daha etkilidir.

Akciğerlerle atılıma yardım etmek
Temiz hava bol negatif iyon içerir. Havadaki oksijen hayatın özüdür. Bu yüzden, iyi nefes almak, öğrenilmesi gereken bir durumdur. Hemen hemen hiç birimiz doğru nefes alamıyoruz. Doğru nefes almak, yeterli oksijen alabilmemizi sağlar. Oksijen olmadan alkali olamayız. Zaten her oksijende tam olarak bir değildir. İşte oksijenin daha iyi oksijen olması için negatif iyonlu oksijen olması gerekir. Yani oksijenin üzerinde fazladan elektron olmalıdır. Tıpkı sebzelerde ya da alkali suda olduğu gibi, havada da elektrondan bahsediyoruz. Orman havasının iyi hissettirmesi, deniz kenarındaki havanın iyi hissettirmesi, yağmurdan sonra iyi hissetmemiz, havadaki negatif iyonları içeren oksijenin fazlalığındandır. Ofiste uzun süre oturduğumuz zaman veya evden hiç çıkmadığımızda baş ağrısı çekmemiz ya da bir alışveriş merkezinde çabuk yorulmamızın sebebi, o kapalı alanlarındaki negatif iyon azlığıdır. Doğru nefes almak ve açık havada olmak, en kolay negatif iyonlu oksijen alma yöntemleridir. Teknoloji, negatif iyonizerli havalandırma sistemlerini de mevcut kıldı. Ancak bu konuyu iyi araştırmak gerekir. Nefes almakla ilgili fiziksel sorunlarımız varsa (burunda deviasyon veya uyku apnesi gibi), yeterli oksijen alamayacağımız için bundan uzun dönemde zarar görürüz. Bunlar için tıbbi tedavi yapılmalı, yeterli oksijenin alınabilmesi sağlanmalıdır.

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Stay Connected

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
0AboneAbone Ol
- Advertisement -spot_img

Latest Articles