Eylül ayında Avrupa’nın tam kalbinde, dokusuyla hiç bozulmamış büyüleyici bir şehir olan Prag’ı keşfetmek ister misiniz?. Prag’ta konaklarken kendinizi eski çağ filmlerinde hissedeceksiniz. Şehrin tamamını yürüyerek keşfetmek ise büyük bir kolaylık sağlıyor. İşte Prag’tan bazı gezi notlarım…
Nerede kalmalı?
Biz Prag seyahatimizde şehrin hemen merkezinde Charles Köprüsü’ne 5 dakikalık yürüme mesafesinde olan Aria Hotel Prague’da konakladık. Muhteşem odaları ve barok bahçesiyle bu otelde kendinizi bir masalın içerisinde hissetmeniz mümkün. Otelin pencereleri 18yy’dan kalma tarihi bir barok bahçeye bakıyor. Sabahları kahvaltının ardından bahçede vakit geçirmek büyük bir keyif…
Ayrıca otelin teras katındaki restoranın manzarası tek kelime ile nefes kesici. Her odası farklı bir müzisyene adanmış otelde biz Mozart’ın odasında konaklama şansı yakaladık.
Şehirde neler yapılmalı?
Şehri iki parçaya ayıracak olursanız nehrin bir tarafındaki kraliyet sarayı ve çevresine bir gününüzü ayırabilir ve sonraki günlerinizi köprünün diğer tarafındaki eski şehri (old town) keşfederek geçirebilirsiniz. Kraliyet Sarayı Avrupa’daki pek çok saray gibi görkemli. Önünde saat başı gerçekleşen askeri nöbet değişim törenlerini izleyebilmek mümkün. Biz Charles Köprüsü’nden başlayarak eski şehir bölgesini daha çok sevdiğimiz için vaktimizin çoğunu bu alanda geçirdik ve bol bol da fotoğraf çektik. Ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri de, şehrin en önemli kütüphanelerinden birinin içerisinde yer alan astronomik saat ‘Klementinum‘. Bu gezi kapsamında yine Avrupa’nın en eski barok kütüphanelerinden bir tanesini de ziyaret etme fırsatı buluyorsunuz. Bunun yanı sıra ‘Astronomik Saat‘de şehirde görmeniz gereken bir diğer durak.
Saat başlarına gelirseniz saatin içerisinden çıkacak sürprize de hazırlıklı olun. Eğer saatin önünde fotoğraf çekilmek istiyorsanız bizim gibi sabah erkenden yollara dökülmenizde fayda var. Eğer şehirde dolaşırken sıcaklardan bulanırsanız ‘Tredelnik‘ ismiyle geleneksel Prag dondurması yemeyi ihmal etmeyin. Şehrin manzarasını tadını çıkarmak için ise, ‘Aria Prague’ın terasında bulunan Coda Restoran’a mutlaka uğrayın ve şık bir akşam yemeği yiyerek kokteyllerin tadına bakın. Ayrıca geziniz sırasında şehre panoramik bir bakış atmak için ‘Letna’ tepesine tırmanmayı ve burada bulunan Hanavsky Pavilon‘da gün batımında akşam yemeği yemeyi ihmal etmeyin!
Son olarak hediyelik eşya arayanlar hemen her sokakta bulunan butiklerden geleneksel bir Prag bebeği alabilirler. Biz şehirdeki son sabahımızda dünyanın en ünlü kafelerinden Cafe Savoy‘da kahve ve tatlı keyfi yaptık. İçtiğim en lezzetli kahve ve yediğim en güzel tatlıları burada tattım desem abartmış olmam. Cafe Savoy’u da gitmeden önce Prag listenize mutlaka ekleyin! Yepyeni destinasyonlarda görüşmek üzere…




