Bu yazıyı okuduktan sonra bir süre sessiz kalıp geçmiş hayatınızı düşünmenizi istiyorum. Bugüne kadar sizi üzen ne kadar olay yaşadınız? Maddi ve manevi kayıpların yanında hem fiziksel hem de zihinsel zorlukları da düşünün.
Kimler tarafından kandırıldığınızı ya da aldatıldığınızı düşünün. Bugüne kadar sizi kimler üzdü düşünün. Kimler istemediğiniz şeyleri yaptırdı. Keşke yapmasaydım dediğiniz ne kadar çok şey yaşadınız. Kaybettiğiniz paraları, batırdığınız işleri, bitirdiğiniz ilişkileri düşünün. Aile içinde ne kadar çok sıkıntılar yaşadığınızı bir düşünün. Hayatın sizi hangi dönemlerde ne kadar imtihan ettiğini de düşünün. Eminim iyice düşündüğünüzde ne kadar da çok şey yaşamışım diyecek, derin bir ‘ahhhh’ çekeceksiniz. Ne kadar üzülseniz, kahretseniz, kızsanız, lanet etseniz de ne yaşadıklarınız ne de bunları yaşattığını düşündüğünüz kişiler değişecek. Ne sorunlarınız azalacak ne de yüreğinizde var olan sızı bitecek. Şimdi samimi bir şekilde tekrar kendinize bir soru sormanızı istiyorum. Gerçekten tüm yaşadıklarınız hep başkaları yüzünden mi yoksa yaşadığınız birçok olaya siz mi neden oldunuz? Kandırılmaya, aldatılmaya izin verdiğiniz için bunları yaşamış olabilir misiniz? İnsanlara sınırlar çizmediğiniz ve her gelen sınırları olmayan hayatınıza elini kolunu sallaya sallaya girdiği için size ya da yakınlarınıza zarar vermiş olabilir mi? Size zarar geleceğini anladığınız halde ayıp olur diye sessiz kalıp kırılmasınlar diye kırıldığınız için olabilir mi? Hak etmeyenlere hak etmediği kadar değer verdiğiniz için onlar size hak ettiğiniz üzüntüyü yaşatmış olabilir mi? Verdiğiniz paranın ya da sevginin karşılığını alamayacağınızı bildiğiniz halde bile isteye verdiğiniz ve beklediğinizi alamadığınız için? Samimi olarak soruyorum, bugüne kadar benzer şeyleri kaç kez yaşadınız? Kaç kez neden hep bunlar benim başıma geliyor dediniz? Zamanlar değiştiği, mekânlar ve insanlar değiştiği halde sizin yaşadıklarınızın değişmediği ne kadar olay oldu? Tüm bunlara baktığınızda yaşadıklarınıza neden olanların başkaları tarafından başınıza geldiğini söyleyebilir misiniz? Her insan kendi isteği doğrultusunda bir hayat yaşar. Aldanmaya ve yerine göre aldatılmaya meyilli olduğu için birçok şeyi görmezden gelir. Mutluluğu bozulmasın diye istemeden mutsuz olur. Dünyada iki tür insan vardır. Birileri mağdur, birileri sorumludur. Birileri beni hep kandırdılar, başıma ne geldiyse başkaları yüzünden der, birileri ise ne yaşadıysam tümü benim yüzümden der ve sorumluluk alır. Sorumluluk alanlar çözüm odaklı, suçlayanlar ise sorun odaklıdır. Sorun odaklıların hayatında bir değişim olamazken, çözüm odaklılar sorumluluklarını bilerek hareket eder ve yeni bir alışkanlık edinir. Bilir kimsenin değişmeyeceğini. Bilir sadece kendisi değişirse yaşadıklarının değişeceğini. Şunu unutmayın: Bu hayatta ya televizyon olursunuz ya da kumanda. Eğer televizyon olmayı seçerseniz hayatınıza gelen herkes istediği kanalı açar. Biri mutsuzluk kanalını açarken biri acı; biri yokluk, biri öfke, biri mutluluk, biri huzur bir diğeri sevgi her gelen hayatınızı kumanda eder ve istediği kanalı açar. Siz kumanda olmayı seçerseniz kendinizde istediğiniz kanalı açarsınız. Kumanda olmayı seçenler sorumluluğu, televizyon olmayı seçenler kurban olmayı seçer. Bundan sonrası size bağlı siz ne olmayı seçeceksiniz. Televizyon mu, kumanda mı?




