Belinizdeki yağlar inflamasyon sebebidir. İnflamasyon ise en hızlı yaşlanma sebebidir!
İnflamasyonun Türkçesi yangılanmadır. Bir şeyi düzeltme çabasıyla yok etme işlemi uygulamak anlamına gelir. İnflamasyonda ortaya çıkan yok ediciler; interlökin, lökotrien ve makrofaj gibi gibi bir sürü tıbbi isimle adlandırılırlar. Önemli olan inflamasyonun vücudun iyiliği adına yok etme uğraşı olduğunu hatırlamaktır ve bu çabanın tamamen zararsız olmadığını da bilmektedir. Mesela bir yerimiz mikrop kapsa ve orada apse olsa, işte bu inflamasyondur. Vücudun mikrobu yok etme çabası ile bir inflamasyon alanı yaratıp, mikroba apse içinde saldırmasıdır. Ateşimizin çıkması, bileğinizi burkunca şişmesi ve iltihaplanan yerin kızarması, bunların hepsi vücuttaki inflamasyona örnektir. Bütün bunlar, iyileşme veya zararlıyı yok etme çabası adına yapılan işlemlerdir.
Vücut normalde gerektiğinde bu inflamasyonu kullanır ve işi bittiğinde anti-inflamatuar sistemlerle bunu durdurur. O zaman iyileşme başlar. Fakat inflamasyon sürekli düşük düzeyde olduğunda, bunu fark edemeyiz ve bu bir kronik hastalık gibi sürekli vücudu tahrip eder. Bunun adı sessiz kronik inflamasyondur. Tehlikeli olan da budur. Bütün hastalıklar kronik inflamasyonla seyreder. Hastalık varsa inflamasyon da vardır. Daha fenası inflamasyon varsa kronikleşirse mutlaka hastalık olacaktır.
Kronik inflamasyonu hastalıkların temel sebebi olarak gösteren çok sayıda yayın ve kitap vardır. Kronik inflamasyon yeni çağın en yaygın sağlık sorunudur. Çünkü kilodan, diabete, metabolik sendromdan alzheimer’a, hipotroididen eklem hastalıklarına kadar her şey kronik inflamasyonla seyreder. Damarlardaki plak ve yüzünüzdeki sivilce bile bir inflamasyon sonucu oluşur. İnflamasyonun bu kadar vahim yaygınlığına rağmen, aslında inflamasyon bir neden değil sonuçtur. İnflamasyona sebep olan durumlar, uzun süre ortadan kaldırılmadığında inflamasyon kronikleşir ve sorun başlar.
Belin etrafındaki yağlar hastalık kaynağıdır
Çünkü, bel-karın bölgesinde depolanan yağ hücreleri inflamatuar maddeler salarlar. Buradaki yağ bir endokrin organ gibidir. İnflamatuar maddeler ve hormonlar üretir. Yağın inflamatuar madde salmasının sebebi, vücutta inflamasyonu kaynağı olan araşidonik asidin, bu yağ içinde biriktirilmesidir. Bel bölgesindeki yağlanma ne kadar çoksa o kadar fazla araşidonik asit oluşumuna ve inflamasyona sebep olur. İnflamatuar maddeler, yağ dokusunda oluşur ve oradan vücuda yayılır. Bu maddeler gittikleri her yerde kendi inflamasyonlarını yaratırlar. Eğer vücutta zaten inflamasyonla giden bir kronik hastalık varsa, bel yağlarından gelen bu maddeler o hastalığın şikayetlerini şiddetlendirir.
Bel Yağlarından kurtulmak neden zordur?
1-Yağ deposu hem enerji hem de asit deposudur.
Vücut, atamadığı asitleri yani toksinleri emniyetli bir yerde depolamak ister. Bu yerlerden biri de yağ deposudur. Bu şekilde vücuttaki mevcut asitler azaltılır. Kilo vermek için diyete başlandığı sırada vücutta asit yükü fazlaysa, bu yağları yakmak zorlaşır. Çünkü vücut yağın içindeki asitlerin tekrar ortaya çıkmasını istemez. Yağ deposundaki yağları yakmamakta direnir. Oysa alkali beslenirsek, yağlar daha hızlı yakılır.
2-Yağ dokusu etrafında ödem olur.
Vücutta yağ dokularının etrafında su tutulması olur.
Asitlerin yakıcı etkilerini azaltmak için, asitlenme olan dokularda tutulan su miktarı artar. Bu suyun hacmi oraya bir baskı yapar ve yağ dokularını sıkıştırır. Aralarından geçen kan ve lenf akımını yavaşlatır. Kan ve lenf akımı yeterince aktif olmazsa, yağ asitleri bulundukları yağ depolarından karaciğere ulaşmakta zorlanır. Oysa yağlar, enerjiye dönüşmek için karaciğer ve kaslara gitmelidir. Ödem sebebiyle, yağların etrafındaki kan ve lenf damarlarındaki dolaşım azaldıkça yağların erimesi zorlaşır.
3-Asitlenme dokudaki oksijeni azaltır.
Alkali beslenme dokulardaki oksijeni artırırken, asitlenmedeyse dokudaki oksijen azalır. Oysa oksijen olmadan yağlar yakılamaz. Oksijen yoksa hücreler, sadece şekeri enerji için kullanabilir. Alkali olmak, kan ve dokulardaki oksijeni artırır. Oksijen mevcudiyetinde vücut, yağları da enerji için yakabilir. Metabolik sendrom, buna benzer bir durumdur. Abartılı insülin ile yağların, karın bölgesinde depolanmasıyla oluşan bir sendromdur. Abartılı insülin, çabucak yağ depolanmasını emrettiğinden, hemen en yakın yere, karın bölgesine yağ depolanır. Bu şekilde metabolik sendroma bağlı olarak bel-kalça oranında artış olur. Sağlıklı bir kişide pankreas, mevcut enerji miktarını doğru ölçerek, gerektiği kadar insülini kana gönderir. Normal yükselen insülin ise, gereksiz yağ depolanmasını engeller. Eğer ihtiyaçtan fazla enerji varsa da, bu enerjiyi kalça ve basen gibi uzaktaki normal yağ depolarına gönderir. Buradaki yağlar, bel-kalça oranını değiştirmez ve metabolik sendrom oluşmasına yol açmaz.




